Kaouther Ben Hania’nın yönettiği Derisini Satan Adam (2019) filmi, Suriyeli bir mültecinin hayat hikâyesini konu ediniyor. Başkarakter Sam Ali’nin trajik ve dramatik öyküsü, oyuncu Yahya Mahayni’ye Venedik Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırmıştı. Bu filmde yönetmen; güncel sanat anlayışını, Batı’nın mülteciye bakış tarzını ve batının politik ikiyüzlülüğünü anlatmaya çalışmış.
Filmin ana kurgusu mülteci ve sanat üzerine bina edilmiş olsa da içinde insan hak ve hürriyetine oryantalist bakışı da görmek mümkün. Sanata dönüştürülen Sam Ali’nin sırtı bir imge olarak sömürge tarihinin izlerini de taşır. Bu film ayrıcalıklı olmak için batı medeniyetinde doğmuş olmanın yeterliğini de vurgular. Karakter Jeffrey Godefroi’nin sanatçı kimliğiyle sanatın doğası ve ne’liği üzerine de düşünmemizi sağlar. Avrupa’ya gitmek için Şengen vizesi alamayan Sam Ali’nin sırtına Şengen dövmesi yapar. Fenomen olan Jeffrey’in imza attığı her şey sanat olarak kabul edildiği için Sam Ali de sanat eserine dönüşmüş olur. Böylece Sam Ali, bir sanat eseri olarak hem meşhur olur hem de bütün dünyayı serbest ve vizesiz dolaşma hakkını kazanır. Şengen vizesinin sanata dönüştürülmesi ve Sam Ali’nin sırtının bir tuval olarak kullanılması, bize modern sanatın absürt ve ironi kodlarıyla başladığını görmek mümkün. Daha sonra sanata dönüşen Sam Ali kendini müzelerde ve müzayedelerde bulur. Metalaşan Sam Ali ticaretin bir parçası olur. Burada kapitalist sistemle sanatın nasıl iç içe geçtiğini de görürüz. Filmin başında Goethe ve Faust’a gönderme yapılması hikâyenin ana merkezini oluşturur.
Çaresizlik ve ümitsizlik şeytanın en büyük kozudur. Sam Ali, yanılgının farkına varır ama yaşamı kendi kontrolünden çıkarak başka hikâyeye sürüklenir. Bizce Tunuslu yönetmen bir isteğin ve arzunun siparişini kurgulamış, yoksa ödül de alamazdı. Kaoslar ve savaşlar hep bir ganimeti düşündürür. Aslında bize göre Sam Ali, savaş ortamında alınan bir ganimettir. Bu bağlamda yazımız Orta Doğu’da İsrail ve Filistin direnişini anlamamızı da sağlayacaktır. Jeffrey/sanatçı, ABD ve Belçika vatandaşı olmakla hem Avrupalılığı hem de batı medeniyetini temsil eder. Sam Ali ise hem mülteciliği hem de Orta Doğu’yu temsil eder.
Bir insanın değeri ne ile başlar ya da nelerden oluşur? Beyni mi? Kalbi mi? Mavi gözlü ve sarışın olması mı? Şayet mavi gözlü ve sarışın değilse onun gözünü oymak hak mıdır? Kutsallık ve değerlilik aynı şeyi kapsar mı? Niyetimiz bu tür sorularla insanı tanımlamak değildir. Bunu yüzyıllarca teologlar, filozoflar ve bilim adamları tartışmışlardır. Siz de yaşam biçiminize göre en uygun olanı seçersiniz. Ama insanı merkeze aldığımızda ona bağlı bütün olguları düşünmeye ve tartışmaya mecbur kalırız. Yoksa ontolojik problemler yaşarız. Siyaset ve devlet yönetimleri buna bağlı gelişir. Aklın öngördüğü en son gelişme modernlik ve özgürlük arayışıdır. İleriki çağlarda hangi kavramların gelişeceğini tam bilemeyiz.
Sam Ali ülkesini neden terk etti?
Ülkesinde özgürlük, adalet ve ekonomik imkânlar olmadığı için mi? Ya da kaos ve savaş olduğu için mi? Ruhu çalınan Sam Ali’nin kaçmaktan başka düşüncesi olamazdı. Aslında bu sorunun cevabını yedi yüz sene önce entelektüel ve filozof İbn Haldun (1332-1406) vermiştir. O, Sam Ali gibi bireyleri iki kavramla tanımlar: Asabiyet ve umran. Asabiyet terimi oryantalist bakışla algılanırsa; ulus duygusu, yurtseverlik ya da soy dayanışması. Bazı yorumlara göre de soydaşlık, ırkçılık veya etnik unsur olarak tanımlanmıştır. Peygamber Efendimiz’e sormuşlar “Halkını sevmek asabiyet mi?” O da “Hayır, ama kişinin kavmınin yaptığı zulme yardımcı olması asabiyettir.” (Ahmed b. Hanbel 4,7) demiş. Aslında asabiyet haksızlığa başkaldırıdır. Kavramın kökü a,s,b’den gelmedir. Sinirli olmak, tepki vermek ya da haksızlığa karşı dik durmak. Asabiyeti ruhsal bir sürecin içinde tutmakta fayda vardır. Asabiyet sahibi birey, yaşam biçimini, gelenek ve göreneklerini kolay kolay terk etmez. Ya da kolay değişime uğramadığı için başka unsurlardan etkilenmez. Sam Ali’nin özgürlük arayışı asabiyete bağlı değil aksine Batı kodlarına göre yaşama arzusudur. Filmde bu sebeple mülteciler başkanıyla aynı tarafta olmak istemez. Asabiyeti Nurettin Topçu’nun “isyan ahlakı”na yakın düşünmek daha doğru olacaktır. Bireyin öz benliğini koruma mücadelesi. Kızılderili’nin Beyaz’a karşı mücadelesi. İbn Haldun’a göre bu tek başına yeterli değildir. Diğeri ise umran’dır. Bu kelimenin etimolojisi; a,m,r; canlandırma, kurma, inşa etme ve yerleşik düzen kurma gibi anlamlar ifade eder. İmar, mamur ve memur gibi kelimeler de umranın akrabalarıdır. Umran hem derinliği hem de kapsayıcılığı bakımından toplumun bütün unsurlarını kendi içinde barındırır. Giyim kuşam, eğlenme, dini inançlar, gelenekler, mimarı yapısı ve bütün sanat dallarını kendi kodlarına göre şekillendirir. Devlet kurma ve teşkilatlanma da bu umrana dâhildir. Asabiyet ve umran sahibi bireyler/halklar uzun süreli devlet kurup yaşarlar. Bu bölgede Türkler ve İranlılar asabiyet ve umran sahibidir. İbn Haldun umranı ikiye ayırır: Bedevi ve hadari. Bedevi umranlığı; geçmişinden gelen değerleri koruyup muhafaza edip geliştirmek. İbn Haldun bedeviliği terim olarak kullanır, onu olumsuz algılamamak gerek. Bizdeki Anadolu irfanı ya da Kurtuluş Savaşı’ndaki ruh -Kuvayımilliye- gibi. Hadari umranlığı ise daha çok şehir yaşamı içinde şatafatlı ve lüks yaşamayı tercih etmektir. Onlar eski kimliklerini ve değerleri unutmaya başlamışlardır. Filmde Sam Ali, Belçika’ya gittiğinde beş yıldızlı otelde kalır. İpek elbiseler giyinir. Şatafatın simgesi havyar yemeği tercih eder. Değerlerinden kopuk asimile olmuş ve Avrupalı bir yaşamı arzulamaktadır. Hem asabiyete hem de umranlığa sahip olmadığı için her şeyi geride bırakarak ilk fırsatta kaçmıştır. Filistinliler ise Kudüs’ün gölgesinde asabiyeti ve umranlığı öğrenmişlerdir. Bu sebeple topraklarını terk etmiyorlar.
Eğer tutsak zihin kendi tutsaklığından haberi yoksa hata içinde yaşıyor demektir. En büyük dâhiler de bu hatanın içinde doğup büyümüşlerse bile bu yalanla ölüp giderler. Çünkü zihin hep acıdan kaçma eylemi içinde olur. Bu, tutsaklığı unutmaya itecektir. Ancak vicdanlılar bu tutsaklıktan kurtulurlar.