Geldik Yoktunuz

-Tak tak tak!

-Kim ooo?

-Abla telefonunuza gelen kodu söyler misiniz?

-Kod mu? Bakıyorum ııı… Bir dakika…

-O zaman bi’ T.C. alabilir miyiz?

-Tabii kimliğim şuradaydı…

Merhaba! Beni hemen tanıdınız değil mi? Tanınmayacak gibi de değiliz yani ayıptır söylemesi… Kendimizi övmek gibi olmasın ama cümle âlem bizi bilir, tanır. Sıkı sıkı sarılırlar bize. Ara sıra kalbimiz kırılsa da kargolarınızı kırmayız efendim, gözümüz gibi bakarız emanetlere, evelallah!

Çenem elimden hızlıdır, annem bu yüzden halama benzetir. “Kargocu değil avukat olaydı o zaman oğluşun!” diye laf çarpar halam da. Onların laf yarışında gide gele yürümeyi öğrendim. Ondan aldım, buna sattım derken büyüdüm serpildim. Babaannemin böreklerini gizlice eve taşıdım, annemin motiflerini Hülya teyzeye, pazar poşetlerini Hasan amcanın balkonuna. Bir de bakmışım ki “Bittibitiyor” kargo şirketinde işe başlayıvermişim! Kurucusu, yeni evlenmiş; bu zamanda düğün masraflarını karşılamak kolay mı efendim? Düğün masraflarını karşılamak niyetiyle bismillah demiş ve kargo şirketini kuruvermiş. Kulağına ezanını okumuş ve üç kez Bittibitiyor diye fısıldamış. Gel zaman git zaman… Çocuklar doğmuş, boy boy dizilmiş, büyümüş serpilmiş. Okul çağına gelmişler. Tek şube yetmez olmuş. İçten bir tekbir getirmiş ve yeni şubeler açmaya niyetlenmiş. Şirketin soyu soylanmış, boyu boylanmış, yeni şubeler dolmuş taşmış. Derken bir haber çalındı kulağıma. Yeni kargocular aranıyormuş. Duyar duymaz içimde kelebekler uçtu, volkanlar patladı, ihtilal oldu. O an kararımı verdim, evet, kargocu olacaktım! Annem doktor olmadığım için çok kızdı. Babam sanayiye girmediğim için hayli öfkeli. Olsun, hayallerimin peşinden koştum, motoruma bindim, vın vın…

Eee şirket yeni, motorlar gıcır. Hele bir ehliyet alayım asıl o zaman görün siz beni! Şimdilik motorumla idare edin. Sahi sizi motorumla tanıştırmış mıydım? Küheylan! Haydi gelin, Küheylan’la sizi kısa bir gezintiye çıkarayım. Uçuşa hazır olun! Teker sesimden cümlesi bilir beni. Zaten pandemi döneminde adımızı duymayan, aracın renginden kargo firmasını tanımayan kalmadı. Bu zamana değin bir kez olsun internetten alışveriş yapmayanlar, indirim günlerini dört gözle bekler oldu. Cumalar kara, kasımlar şahane, yıl sonu muhteşem olmuşmuş da ürünlere yüzde elli indirimmiş de… Ekmek parası derdiyle bir o yana bir bu yana koştuk durduk. Zamanında kara tren için yakılan türküler, kargocular için söylenmeye başladı. Kalpten kalbe giden yollardan bir kargocu geçip gidiverdi. Perdeler, biz kargocuların gül cemalini görebilmek ümidiyle aralandı usulca.

Yüzümüze gülüp de ardımızdan atıp tutanlar yok değil. Kod isterken bir çırpıda söyleyiverip yazmamıza müsaade etmeyenler; “Gözümüz yollarda kaldı, hiç getirmeseydiniz!” diye çıkışanlar; “Ne biçim ürün bu, al geri götür bunu!” diye azarlayanlar bir yana... Kara Sular inen ayaklarımızı düşünüp de soluklanmamıza müsaade eden, bir bardak su veren, bir hayır duasını esirgemeyen müşterilerimiz de yok değil. Amma velakin, sayıları bir elin parmağını geçmez. Bir güler yüz göstermek, “Allah senden razı olsun, ellerin dert görmesin.” demek çok mu zor yahu? “Kaçak kat çıkıp apartmanlar dikerken güzel dileklerinizi de kat kat örtmüşsünüz, gömmüşsünüz derinliklere.” deyiversem kırılmaz mıydınız? Keşke bu cümle, az önce azar işitirken aklıma gelseydi. Hep böyle oluyor, iş işten geçince cevaplar aklıma geliyor. Babama çekmişim. Onun da namazda aklına gelirmiş, anneme mutfakta vereceği cevaplar.

Caddeler, sokaklar, karış karış ezberimdedir. Hangi köşeden dönünce kestirme yola çıktığını en iyi ben bilirim. Hangi kaldırımın dibine çiğköfteci açıldığını, hangi parka yeni oyuncaklar geldiğini de... Devren satılık dükkânlar, ruhsatsız kaçak yapılar... Sucu Necmi abinin hangi dereden su getirdiğini ve şişelediğini… Neyse üstüme vazife değil. Üstelik sizin göremediklerinizi görürüm ben! Gülhatmi çiçeklerinin ne zaman açtığını, gelinciklerin kim için alev alev yandığını görürüm. Fırtınada dalı kırılan çam ağaçlarını, mahzun bakışlarından anlarım. Dili damağı kurumuş garip hayvanları, inlemelerinden bilirim. Şadırvanda abdest için ayağını kaldıramayan ihtiyarları, bastonlarından tanırım. Veresiye defteri tutan bakkalların listesi, gönlümde yazılıdır.