Okuduğumuz kitabı başka kimlerin okuyacağını bilmeyiz. Şayet kitabı yeni almışsak biz okuruz, evde başkaları da okur/okuyabilir; kitap her hâlükârda insandan fazla yaşar ve kitabı bekleyen uzun yolculukta anlamlı ve önemli okuma durakları oluşur.
Okuduğumuz bir kitabı bizden önce kimlerin okuduğunu da bilemeyiz. Bildiğimiz, buzdağının görünen kısmıdır. Diyelim ki yüz yaşındaki bir kitabı aldınız, o kitap kaç elden geçmiştir, kaç kütüphane görmüştür; kaç meraklı göz tamamını, birkaç sayfasını, ön sözünü veya arka kapak yazısını okumuştur bilemeyiz.
“Temellük kaydıyla”, “okuyucu kaydını” karıştırmamak lazımdır. Bazen kitabı sahibi bile okumaz, biz kitapta onu temellük edenin adını görürüz ancak o kitap pek çok kişi tarafından okunmuş olabilir. Kütüphanesinde hatırı sayılır “ikinci el” kitap bulunanların yaşadığı, bu kitabı benden önce kimler okumuş olabilir merakı ve duygusu, yazıyla tarif edilmeyecek bir duygudur.
Bazen basım tarihi eski olmasına rağmen sahaflardan, eski kitapçılardan forması açılmamış, daha önce okunmamış kitaplar alırsınız, onlar adına hem sevinir hem üzülürsünüz. Sevinirsiniz çünkü ilk okuyanı sizsinizdir. Üzülürsünüz çünkü bunca yıldır hangi sandıkta hangi bodrumda hangi depoda kaldığını merak eder, kitabın yaşadığı hapis hayatını siz de yaşamış gibi olursunuz.
Bazen kitapta hiç temellük ve okuyucu kaydı olmamasına rağmen sayfaların kenarına alınan notlardan, satır altlarını çizen kalemlerin farklılığından, not karakterlerinden o kitabı pek çok kişinin okuduğunu anlar, onu zihninizin raflarında ayrı bir yere koyarsınız.
İnternete isimden, exlibristen, kaşeden, mühürden kimin kütüphanesinden çıktığı belli olan kitapların kazandığı artı değer işin sadece görünen yanıdır. Aynı kitap o isim yazılmadan, o exlibris yapıştırılmadan, o mühür basılmadan önce kimler tarafından okunmuştur, Allah bilir.
Yine de diyelim Tarık Buğra’nın, Sait Faik’in, Cemil Meriç’in; söz gelimi bu isimler, sevdiğiniz bir yazarın kütüphanesinden çıkan bir kitabı okumak sizin için kıymet biçilemeyecek bir okuma deneyimidir ve bu tür kitapları kütüphanenizde bulundurmak sizi özel ve ayrıcalıklı kılar.
Bu tür kitapların yeni baskısıyla yazar kütüphanesinden çıkma nüshalarını okuma arasında “görece” fark olmayabilir. Giz, gizem ve derinlikli okuma bağlamındaki farkları ise “nesnel” olarak izah etmek mümkün değildir.
Yine internette filan lisenin, filan halk eğitim merkezinin, filan kütüphanenin damgasını taşıyan, kayıttan düşüldükten sonra hurdacıya verilen ancak geri dönüşümden/kâğıt hamuru olmaktan yine hurdacılar sayesinde kurtulan kitapların bazılarının içlerinden kütüphane bilgi fişleri çıkar. Onları kimlerin okuduğunu merak eder, kütüphane kayıt defterlerini de zihninizde başka bir “kitap” olarak hayal edersiniz. Bu tür kitapların okunma, o kitap özelinde okunma yaygınlığı ve renkliliği, şahsi kütüphanelerden çıkan kitaplara göre daha zengindir.
Kitapların elbette dili vardır. Sizinle konuşur. Siz de onlarla konuşursunuz.
Ancak hiçbir kitap “seni kimler okudu” sorusuna cevap vermez. Verdiği cevapları ise zaten siz kitaptaki kayıtlardan almışsınızdır.
Oradaki gizem kaydını sadece kitaplar tutar.
Ya kitap aynı soruyu size yöneltirse diye de korkarak sorarsınız soruyu. Seni kimler okudu ey okuyucu?