XVII. yüzyılda Osmanlı sarayında silahtarlık görevinde bulunan Abdullah Efendi, 1609’da doğan çocuğuna Mustafa adını vermişti. Tam adıyla Mustafa bin Abdullah, ileride hem Doğu hem de Batı dünyasında adını duyuracak büyük bir âlim olacaktı. Herkes onu tanıyacak, eserlerinden bahsedecekti fakat kendi ismiyle tanınmayacaktı. Doğu’da Kâtip Çelebi, Batı’da ise Hacı Kalfa olarak bilinecekti.
Kâtip Çelebi, aldığı çok yönlü eğitimin ardından babasının izinden giderek 1623 senesinde memur olarak Anadolu Muhasebesi Kalemi adlı büroda saygın bir göreve başladı. Hatta orduyla birlikte görevli olarak pek çok sefere de katıldı. Fakat zaman ilerledikçe başarıyla sürdürdüğü bu göreve kişilik olarak sığamadığını gördü. Okumak, araştırmak ve yazmak isteği üstün gelince görevinden ayrılarak kendisini ilmî araştırmalara verdi. Kendi ifadesiyle “cihad-ı asgardan cihad-ı ekbere” döndü. Babadan kalan küçük bir mirası kitaplara yatırdı. Tarihten tıbba, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanına ve zengin bir kitaplığa sahip Kâtip Çelebi, kısa sürede dönemin bilim ve kültür çevrelerinde adından söz ettiren ve fikrine danışılan önemli bir isim hâline geldi.
Osmanlı Fikir Hayatındaki Rolü
Kâtip Çelebi, XVII. asır gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal ve siyasi yapısının iç ve dış sarsıntılar geçirdiği bir sürece tanıklık etti. Bu dönemde bir yandan Osmanlı Devleti’nin en geniş sınırlarına ulaşması, bilimsel düşünceye olan ilgiyi arttırmakta öte yandan da içeride ve dışarıda siyasal krizler, sarsıntılar meydana getirmekteydi. Bu süreçte Kâtip Çelebi’nin ilmî yöntemlerle yazdığı eserler, derlediği bilgiler ve yaptığı gözlemler, hem kendi dönemine ışık tuttu hem de sonraki nesiller için birer başvuru kaynağı oldu.
Onun coğrafya alanındaki yetkinliği ve bilimsel çalışmaları, günümüzde tarihçiler için dönemin coğrafyasını ve kültürünü tanıma konusunda derinlemesine bilgiler sunmaktadır.
Kâtip Çelebi, Osmanlı Devleti’nde Batı kaynaklarına başvuranların belki de ilki olarak dönemin Avrupa bilim anlayışıyla Osmanlıyı birleştirmiş, kendine has bir çizgi ortaya çıkarmıştır.
Kâtip Çelebi’nin İlmî Faaliyetleri
Farklı alanlarda araştırmalar yapan ve bilimsel ciddiyeti yüksek eserler kaleme alan Kâtip Çelebi, eserlerinde gözlem ve deney gibi evrensel bilimsel yöntemlerin önemini vurgulamış, bilginin sadece kitaplardan değil, doğrudan deneyimlerden ve gözlemlerden elde edilmesi gerektiğini savunmuştu. Kâtip Çelebi’nin bir ömür harcadığı bu çabaların sonucunda Osmanlı fikir hayatında bir araştırma geleneği oluşmuş ve bilimsel düşüncenin yerleşmesi sağlanmıştır.
Telif ve çeviri olarak yirmiyi aşkın eser yazan Kâtip Çelebi’nin önemli eserlerinden ilki 1642’de tamamladığı Arapça olarak yazdığı Fezleke’dir. Bu eserle tarihin anlamını, önemini belirttikten sonra dünyanın yaratılışından 1639 yılına kadar geçen tarihi, kurulan devletleri ve önemli olayları ele alır. Daha sonra bir başka eseri olan Takvimü’t Tevarih’te ise Hz. Adem’den 1648 senesine kadar geçen dönemin kronolojisini verir.
Önemli bir tarih araştırmacısı olan Kâtip Çelebi’nin en dikkat çeken eserlerinin başında ise Cihannümâ gelmekteydi. İki kez kaleme alınan bu eser hem Osmanlı hem de dünya coğrafya ve haritacılığına önemli katkılarda bulunmuştu. Cihannümâ, dünya haritalarını içeren detaylı bir coğrafya kitabıdır. Bu eser, dönemin coğrafi bilgi birikimini ve harita çizim tekniklerini yansıtmaktadır. Kâtip Çelebi, bu çalışmasında hem İslami kaynaklardan hem de Batı’daki coğrafya eserlerinden faydalanarak kapsamlı bir yaklaşım benimsemiştir. Bu eser, fiziki coğrafyadan Kolomb ve Macellan’ın seferlerine, Japonya’dan İspanya’ya dek farklı ülkelerin beşerî coğrafyalarına değinerek adeta çığır açan bir özelliğe sahiptir.
Dahası Kâtip Çelebi Tuhfetü’l Kibar fi Esfari’l Bihar adlı eseriyle 1656 yılına kadar gelen Osmanlı deniz savaşlarını anlatmış, Osmanlı denizcilik teşkilatını incelemiş ve denizlerde başarılı olmanın ilklerini de ele alarak Osmanlı denizcilik tarihi için önemli bir kaynak meydana getirmiştir.
Yine Batı bilim çevresinde çok takdir edilen, Kâtip Çelebi’nin yirmi yılda tamamladığı, Batı’da İslam araştırmaları yapan hemen herkesin müracaat ettiği temel başvuru eseri olduğu gibi İslam ansiklopedisi düşüncesinin doğmasında önemli etkisi olan bir diğer eseri de Keşfü’z-Zünun’dur. Bu ansiklopedik eserde 14.500 kitap ve risalenin adı ve yazarı verilmiştir.
Kâtip Çelebi ve Müslüman Aydın Sorumluluğu
Kâtip Çelebi, yaşadığı çevrenin ve zamanın gerçekliğinden kopuk bir aydın değildi. O, teoriler peşinde koşan bir düşünür olmaktan çok, yaşadığı dönemde toplum düzenini tehdit eden meseleler üzerinde çalışmalar yapmıştı. Bir aydın sorumluluğuyla bu sorunlara çözümler bulma gayreti içinde olmuştu. Bu onun düşüncesinin en belirgin yönüydü. Denilebilir ki onun ilmî çalışmalarında ele aldığı hemen her konu, o dönemde yaşanan bir soruna yanıt verme amacıyla kaleme alınmıştı.