1. Asıl adı İsmail Kemalettin Demir olan aydın, yazar, romancı, senarist Kemal Tahir; Osmanlı’nın son dönemlerinde dünyaya gelmiştir. Babası, Abdülhamit’in yaverliğini de yapmış olan bir Osmanlı askeridir. Annesi ise Naile Sultan vasıtasıyla saraya alınmış ve burada özel olarak yetiştirilmiştir. Kemal Tahir’in çocukluğu oluş ve bozuluş arasında geçer. Bu geçiş dönemi onun zihnine, kalbine sonradan ilham olunacak bir hikâyenin ilk tohumlarını atar.
2. Mesleğe Vakit, Haber ve Son Posta gibi gazetelerde editör, musahhih, metin yazarı olarak başlar. Maişeti gereği edebiyat dışında da metinler kaleme alır. Sanılanın aksine Kemal Tahir’in ilk metinleri düz yazı değil şiirdir. Şiirlerinde, büyük hayranı olduğu Yahya Kemal’in etkisi büyüktür. Ancak edebiyat dünyasına tam anlamıyla girişi 1933 yılında arkadaşlarıyla beraber çıkardıkları Geçit dergisiyle birlikte olmuştur. Burada da şiirler yayımlamaya devam eder.
3. Kemal Tahir’in romana geçişi her ne kadar 1935 yılından sonra yavaş yavaş olsa da süreci hızlandıran asıl olay onun ve arkadaşlarının 1938 yılında on beş yıl ağır hapis cezasına çarpıtılmalarıdır. O, bu dönemde Marksist bir ideoloji benimsedi ve hayata bakışı da değişti. 1938 yılından 1950 yılına kadar süren hapis hayatı, romanları için çok çeşitli malzemeler toplamasını sağladı. Aslında buradaki malzemenin insan hikâyeleri olduğunu söylemekte fayda var. Çünkü Kemal Tahir belki de ilk kez o dönemde Anadolu insanıyla tanış oldu. Onları gördü ve anladı.
4. Kemal Tahir, kendisinden önceki romanı ve romancılığı tenkit etmekle başladı işe. Bu tenkit bir isyan, bir reddediş olmasının yanında kendi kuramı için bir başlangıç oldu. Batı’ya hayran, Batı insanını tanımak için can atan çağdaş yazarları kalemiyle hicvetti. Bunu kendi sanatını güçlü bir şekilde icra ederken yaptı. Birbirinin aynısı dediği dönem romanlarının yerine kapılarını Anadolu’ya sonuna kadar açtı. Ayırt etmeksizin insan hikâyeleri kaleme aldı. Bitmeyen betimlemeleri, imgeleri, kapalı üslubu, ağır sanat anlayışını ve bohemi, eleştirdiği yazarlara bırakarak diyaloğu bol metinler kaleme aldı. Anadolu ağzını âdeta harç yaptı romanına.
5. Romanlarının birçoğunu gazetelerde tefrika ederken çeşitli eleştirilerin hedefi oldu. Benimsediği dünya görüşünü sorgulamaya başladığı bir dönemdi bu. Çünkü o sadece bir mahallenin yazarı olmaktan çoktan çıkmış, Anadolu’dan fışkıran damarın tam merkezine oturmuş ve yeni Türkiye’nin yazarı hâline gelmişti. Entelektüel bir bakış açısı ile ilerledi. Ulusal edebiyat başlığı altında değerlendirilebilecek bu yeni bakış açısıyla insanlığın çıkmazlarını, millî birlik düşüncesini, yerlilik fikrini geliştirdi. Şiir ve kurgu eserlerinin dışında kaleme aldığı ve vefatından sonra neşredilen Notlar serisinde de bu düşüncelerini bir araya getirdi.
6. Hapishane süreci başta olmak üzere uzun yıllar boyunca senaryolar kaleme aldı. Dönemin ünlü yönetmenlerine bu anlamda destek oldu. Senaryoları dışında romanlarının bir kısmı da beyaz perdeye aktarıldı. Bu aktarımın en güçlü sebeplerinden biri de Tahir’in düz yazıda sinematografik bir üslup belirlemiş olmasıdır. Örneğin Halit Refiğ, Tahir’den en çok etkilenen ünlü yönetmenlerden biridir. Tahir’in metinlerinden aktarılanlar sinemaya yeni bir soluk getirdi. Sinemanın yerlileşmesinde hiç şüphesiz rolü çok büyük oldu.
7. Yorgun Savaşçı romanı Kemal Tahir’in kişisel olarak da şahit olduğu bir dönem olan Osmanlı’nın son dönemi ile millî mücadele yıllarını anlatan romanıdır. Yüzbaşı Cemil’in gözünden anlatılan romanda hem bir aşk hikâyesine yer verilir hem de Doğu ve Batı arasındaki o büyük uçurum gözler önüne serilir. Roman boyunca yazarın iç hesaplaşması ise hiç bitmez. “Kazanırlarsa “hürriyet”e kavuşacaklardı. Neydi bu hürriyet? Herkesin dilediğini yapması… Nasıl uyuşur askerliğin sıkı düzeniyle peki? Bunu bile düşünmeye vakit kalmadan, akıl almayacak kadar kolaylıkla, birkaç telgraf çekilerek kazanıldı hürriyet…”
8. Esir Şehrin İnsanları ve Esir Şehrin Mahpusu birbirinin devamı niteliğindeki iki dönem romanıdır. Dönemin entelektüel insan tipini temsil eden Kâmil Bey iyi eğitimli, yurt dışı görmüş bir kişidir. Osmanlı’nın yenilgisinden sonra İstanbul’a dönmeye karar verir. İkinci romanda Kâmil Bey’in içinde bulunduğu buhran üzerinden bir ülkenin kaderi, gidişatı öncesi ve sonrasıyla tartışılır. Kemal Tahir’e göre ülke, dar yer olan bir hapishaneye dönüşmüştür. Ve olaylar burada geçer. “Kâmil Bey, dış kapıdan sonra beş tane demir parmaklık saymıştı. Parmaklıkların demirleri bilek kalınlığındaydı. Hepsi de katran karasına boyanmıştı. Bina yepyeniydi. Şurada burada yeniliğin çörü çöpü, molozları görünüyordu. İç avluya açılan kapının önündeki arama yeri genişti, ama pencere camlarının badana bulaşıkları daha temizlenmediği için loştu.”