Kafa Kâğıdımız İstiklal Marşı

Marche, Fransızca yürümek anlamına geliyor. Marş, yürü emridir yani bitişik düzende nizamlı ve intizamlı yürümeyi teşvik edici söz, müzik ve eylem birliğidir. Aynı anda adım atmak ve hep birlikte aynı yöne doğru yürümektir. İstiklal Marşı, kurtuluş yürüyüşümüzün bildirisidir. Şanlı ordumuzun yürüyüşü tam da böyledir ve bizlere yürümek askerlikte öğretilir. Bir de kısa künye tekmil vermek öğretilir: Adın, soyadın ve memleketin. Bu bilgiler aktarıldıktan sonra tekmil, emret komutanımla tamamlanır. Demek ki yürümeyi bilmek ve kafa kâğıdı bilgilerini vermek, içinde yaşadığımız toplumun en tepedeki birleştirici unsurudur; yürüme biçimimizin kendine özgülüğünü (orijinalliğini) garantiler ve yürüyüşümüzün hiç bitmeyeceğini de ilan eder.

Nüfus cüzdanlarına kafa kâğıdı denmesinin nedeni eski adıyla tek sayfalık nüfus tezkerelerinin katlanıp fesin içine konulması olduğu söylenir. Yani kişiye ait bilgilerin yazılı olduğu belge kafada taşınan bir belgedir. Kim olduğunu bilmek ve bunu beyan etmek hatta tüm dünyaya ilan etmek demektir. Modern ulus devletlerle birlikte vatandaşlık kişilerin devletle yaptığı sözleşmeye dönüşmüştür. Bir ülkenin vatandaşı olmak hak ve özgürlükler verirken bazı sorumluluklar da yükler.

Bu sorumlulukların en başında, anayasanın 3. maddesinde, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.” şeklinde belirtilen bu hususların (ilk iki maddeyle birlikte) değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği (4. maddede belirtilmiştir) gelir. Görüleceği üzere millî marşımız değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez. Anayasayla güvence altına alınan İstiklal Marşı’mız Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda elde edilen bağımsızlığın en önemli göstergesidir ve temsil gücü çok yüksektir. Bu nedenle de ülke vatandaşlarının tamamının kafa kâğıdı olmak özelliğini taşır.

Bir mutabakat metni (kafa kâğıdı) olarak İstiklal Marşı hem kültürel kodlarımızı muhafaza eder hem de gelecek için istikamet verir. “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak,” bu mutabakatın temelidir. Yani ailenin varlığı ve devamlılığı toplumsal yapının, toplumsal yapı da kültürel kodların teminatıdır. Dolayısıyla İstiklal Marşı, içinde yaşadığımız toplumun kafa kâğıdı olma özelliğini buradan alır. Kültür endüstrisinin metalaştıramayacağı, yani tüketime konu edemeyeceği yegâne şeydir.

Mehmet Âkif’in ezanı hep ayakta dinlediği söylenir ve denir ki Allah da ona öyle bir şiir bahşetmiştir ki Türk milleti o şiiri ayakta söyler. Biz İstiklal Marşı’mızı daima ayakta söyleriz ve saygıyla dinleriz. Çünkü onda ezanın ruhu vardır. Özgürlük ve bağımsızlık ruhu vardır. Hür yaşadık, hür yaşayacağız inşallah. Kafa kâğıdımızda hür ve bağımsız yazar. Toplumsal bilincimiz işte bu ruhla inşa edilmiştir.

Toplumsal kimliğin oluşumuna neden olan Kurtuluş Savaşı sürecinin, dolayısıyla da Kurtuluş Savaşı’na gerekçe olan söylemlerin ve unsurların bir mantık oluşturduğu ve bu mantığın içselleştirilmesiyle İstiklal Marşı’nın toplumsal mantığımızın rafine hâli olduğu söylenebilir. Geri kalan her şey son kertede bu mantığa uygunluk bakımından denetlenebilir.

Kurtuluş Savaşı’nın başlama süreci belli bir ruh durumuna denk gelmesi bakımından önemlidir. İmparatorluk vatandaşıyken toprakları işgal edilen ve küçük bir alana sıkışan toplum duygusaldır ve aklı bu duygusallığın altında işler. Kolektif davranışı duygusallık besler ve akıl tek bir noktaya odaklanır: İşgalden kurtulmak. Toplumsal mantığı işte bu “ruh durumu” oluşturur. Bu ruhun en temel unsuru “bağımsızlık” kavramıdır. Bu ruh durumuna en üst perdeden ortak bir ifade kazandıracak sesin yükselmesi gerekir. Binlerce yıldır bağımsız yaşamış bir toplumu bağımsızlık söylemiyle harekete geçirmek kurtuluşun, dolayısıyla da toplumsal mantığın kuruluşu anlamına gelir. Mehmet Akif Ersoy da bu sesi dillendiren ve şehir şehir dolaşıp halka anlatan kişidir. Sebilürreşad dergisiyle de hem diğer seslere yer verir hem de kendi sesini en yüksek perdeden duyurur.

Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla birlikte kolektif kimliğimiz duygusallığın altında işleyen, akılla inşa edilmiş yani doğal şekilde oluşmuştur. Kurtuluş Savaşı’yla özgürlük ve bağımsızlığın kazanılması sürecinde İstiklal Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve o meclisin temsil ettiği milletin bildirisi olarak ilan edilmiştir. Yani Türk milletinin kararlılığının göstergesi olmuştur. O yüzden marşımız “Korkma!” diye başlar. Bu aynı zamanda inancımızın ve imanımızın şifresidir. Çünkü “korkma” ifadesi “la tahzen”e yani Sevr Mağarası’nda Peygamberimizin (s.a.s.) Hz. Ebubekir’e “Korkma, Allah bizimledir.” demesine göndermedir. Marşın yazıldığı tarihlerde Türk milleti hüzünlüdür ve endişe duymaktadır. Onlara bir hatırlatma yapmak gerekmektedir. Zira hicret sonrası Mekke’nin fethiyle sonuçlanacak bir sürece benzer gidişatın içinde olunduğu söylenmelidir.