BİR
FİLM
Bisiklet Hırsızları
Yönetmenliğini Vittorio De Sica’nın yaptığı Bisiklet Hırsızları’nda savaş sonrası yaşanan karışıklığın içerisinde iş bulma çabasında olan bir babanın dramına şahit oluruz. Uzun uğraşlar sonunda bir iş bulan babanın bir bisiklete ihtiyacı vardır. Parasızlıktan bisikletini rehin vermiş olan Antonio’nun, eşinin yardımıyla geri aldığı bisikleti ilk iş günü çalınır ve filmin devamında yer yer umutlanacağımız sahneler olsa da hikâye maalesef hüsranla biter. Filmde, savaşın ardından toplumun yaşadığı çaresizliğin birey üzerinden anlatımı ve özellikle “baba” karakterinin ön plana çıkarılışındaki özen yadsınamaz. Bununla birlikte bir filmden beklediğimiz görsel başarı, sinematografi imkânlarının kısıtlı olduğu bir dönem filmine kusursuzca yansıtılmıştır. Dönemin İtalya’sını anlamak ve baba-oğul ile birlikte Eski Roma sokaklarında dolaşmak için de Bisiklet Hırsızları’nı izlemek kaçırılmaz bir fırsat.
BİR
KİTAP
Hadrianus’un Anıları
Roma İmparatoru Hadrianus’un hayatını, Fransız-Amerikalı yazar Marguerite Yourcenar’ın kaleminden okumanın keyfi bambaşka. Yazarın üslubu okuyucuya salt tarihî bir romandan ziyade edebî inceliklerle örülmüş bir eseri okumanın hazzını yaşatıyor. Hadrianus’un görkemli hükümdarlığının altında yatan insani vasıflar, yeniden ve bambaşka bir hâlde şekilleniyor. Bu anlatımda insana dair korku, şüphe, arzu, ihtiras gibi pek çok özellik ön plana çıkarılırken yazarın döneme şahitlik etmişçesine gerçekçi anlatımı okurun dikkatinden kaçmıyor. Beni en çok etkileyen Hadrianus’un kendine dair itirafları olmuştu. Onlardan biri şu: “Yüzyıllarca sürecek bir geziye hazırlanan güzel bir gemi gibi donatmıştım dünyayı; insanda, ilahi duyguyu özendirmek için elimden geleni yapmıştım, ancak insan olanı kurban etmemiştim bu uğurda. Mutluluğum ödülüm olmuştu.”
BİR
TABLO
Edward James’in Portresi
Belçikalı gerçeküstücü ressam Rene Magritte’ye ait pek çok tablo ilgimi çekmiştir ancak içlerinden biri baskın bir şekilde aklımdadır. O tabloda ayna karşısında ayakta duran bir adam yer alır ancak aynada adamın yansımasını değil de aynaya bakarkenki hâlini görürüz. Bununla beraber aynanın önünde durmakta olan kitabın yansıması doğrudur. Yüzü yerine sırtını gördüğümüz şair Edward James, Magritte’nin arkadaşı ve aynı zamanda patronudur. Magritte, aynadaki yansıma üzerinden gerçekliğin sorgulanması gereken yanını öne çıkarır. Baktığımız şeyin gerçekliğinin, göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz tarafında olduğunu düşündürür. Tabloda beni etkileyen ise yalnızlığa yapılan vurgudur. İnsan bazen ayna karşısında bile yalnızdır.