Şairin Aldığı Nefes: Yahya Kemal Beyatlı

Nefes almak, her sabah uyanık.

Ağaran güne penceren açık.

Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.

Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı...

Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

Ziya Osman Saba

Rivayet odur ki Yahya Kemal, bir gün Beşiktaş’tan Taksim Meydanı’na doğru çıkıyormuş. Boğaz’ın sırtları malum... Yokuş yukarı yürümek şairi nefes nefese bırakmış. Nihayet biraz nefeslenmek amacıyla yol boyundaki pastanelerden birinin kaldırımlara koyduğu sandalyeye oturmuş. Onu fark eden garson anında yanı başında bitmiş ve “Ne alırdınız beyim?” diye sormuş. Şöyle bir bakmış Yahya Kemal, mendilini çıkarıp alnını kurulamış ve son noktayı koymuş: “Müsaaden olursa biraz nefes alacaktım.”

Özellikle Yahya Kemal’in boğazına düşkünlüğü ve o hantal gövdesi bilindiğinde, bu anekdotta geçen “nefes almak” deyiminin doğrudan kendi anlamıyla -yani dinlenmek, kendine gelmek anlamlarında- kullanıldığı anlaşılır. Ama söz konusu anekdotun kahramanı bir şair olduğuna ve şiir de çok anlamlılığın kapısını kendiliğinden açtığına göre, “Acaba ‘nefes almak’ deyimine başka anlamlar etrafında da yaklaşamaz mıyız?” sorusunu sormadan edemiyor insan. Hele ki bir imparatorluğun yıkılışına, yeni bir devletin kuruluşuna, Balkan Savaşları’na, Birinci Dünya Savaşı’na ve Kurtuluş Savaşı’na şahitlik etmiş nesle mensup olmasına rağmen şiirde bireyci yaklaşımlardan taviz vermemesi düşünüldüğünde; “Acaba ‘nefes almak’ deyimiyle şairin sanat anlayışı arasında bir bağ kuramaz mıyız?” sorusu da gelir akıllara.

Soruyu ortaya atıp kenara çekilenlerden olmak en azından dinleyen için tercih edilesi bir şey değildir. Ardında yeri zor doldurulan bir merak duygusu bırakır. Hâliyle madem atıldı ortaya yine iki soru, kendimizce bir cevabımız da var demektir. Ama o cevaba gelmeden önce, Yahya Kemal’in Üsküp’te başlayıp İstanbul’da son bulan hayatına ana hatlarıyla şöyle bir bakalım.

Asıl ismi Ahmet Agâh olan şair, 2 Aralık 1884’te Üsküp’te dünyaya gelmiştir. Annesi Nakiye Hanım, babası ise o dönem Üsküp belediye başkanı olan İbrahim Naci Bey’dir. Eğitim hayatı da Üsküp’te başlar. Sırasıyla Yeni Mektep, Mekteb-i Edeb ve Üsküp İdadisinde okur. Aile 1897’de Selanik’e taşınır, çok sevdiği annesini burada verem yüzünden kaybeder. 1902’de ortaöğretim eğitimi için İstanbul’a gönderilir. 1903’te birtakım siyasi baskılar sonucu Paris’e gider. 1904’te Sorbonne Üniversitesinde siyasi bilimler bölümüne kaydolur. Bu okulda özellikle tarihçi Albert Sorel’den etkilenir. Paris yıllarında bir taraftan da Fransız şiirini ve sembolist şairleri tanır. 1913 yılında İstanbul’a döner. Artık eğitimcidir. Darüşşafaka İdadisinde tarih ve edebiyat öğretmenliği yapar. Ardından 1916’da Darülfünunda medeniyet tarihi derslerine girmeye başlar. Yeni Türk edebiyatı kürsüsünü kuracak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da bu vesileyle hocası olur. 1922’de Ankara’ya giderek Millî Mücadele’nin basın organı Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde başyazarlık yapar. 1923-1926 arası Urfa’dan, 1934’te Yozgat’tan, sonrasında Tekirdağ’dan ve 1943’te İstanbul’dan milletvekili seçilir. Ayrıca 1926’da Varşova, 1930’da Lizbon ve Madrid, 1947’de Karaçi büyükelçiliklerine atanır. Nihayet 1949’da yurda dönüp emekliye ayrılır.

Hiç evlenmeyen ve ömrünün çoğunu otellerde geçiren Yahya Kemal, 1957’de yakalandığı bağırsak iltihabının tedavisi için Paris’e gider. 1 Kasım 1958’de İstanbul’da vefat eder. Mezarı o çok sevdiği İstanbul’un Aşiyan Mezarlığı’ndadır.

Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirle akrabalığı bir anlamda daha doğumuyla birlikte kurulmuştur. Zira annesi Nakiye Hanım, ünlü şair Lefkoçyalı Galip’in yeğenidir. İlk şiirlerini de Selanik’te, annesini kaybettiği günlerde Esrar takma adıyla yazar. İstanbul’a gelişinden itibaren de İrtika, Malumat gibi dergilerde Ahmet Agâh adıyla şiirler yayımlatmaya başlar. Yine aynı yıllarda Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Yakup Kadri, Ahmet Haşim gibi isimlerle tanışarak edebiyat muhitlerine dâhil olur. Peyam gazetesinde Süleyman Nahdi mahlasıyla, dil ve tarih konulu yazılarını yayımlar. Ama ona has asıl şiirler, ilk kez 1918’den itibaren Yeni Mecmua sayfalarıyla okura ulaşır. Yine 1918 yılında, Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından Dergâh dergisini kurar. Daha sonra büyük bir üne kavuşacak Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Ahmet Kutsi Tecer, Abdülhak Şinasi Hisar gibi gençler de derginin kadrosunda yer almışlardır.

Yahya Kemal Beyatlı sağlığında hiç kitap yayımlayamaz ya da yayımlamaz. Onun şiirleri ve düzyazıları, ölümünden sonra eski öğrencisi Nihat Sami Banarlı’nın teklifiyle kurulan Yahya Kemal Enstitüsü’nün gayretleriyle kitaplaşır.