Dijital Dönüşümün Değiştiremeyeceği Şeyler

Teknolojinin yıkıcı dönüştürücülüğüne öncülük eden ürünlerin, gelişmelerin lansmanlarını izleyerek bitiriyoruz günlerimizi. Haber gündemlerine bomba gibi düşen ürün tanıtımlarının, şirket CEO’larının dünyayı kökünden değiştirecek yeni teknoloji müjdelerinin gölgesinde serinleme arzusuyla hayatlarımıza yön verirken, kendimizi korkunun yakıcılığının kucağında buluyoruz. İnternet teknolojilerinin güdümünde hayatımıza giren her yenilik aşina olduğumuz her şeyi bize yabancı kılarken, dur durak bilmeyen dönüşüm çarkının nerede yavaşlayacağını ya da nerede duracağını bilmeden, belirsizlik kaosu içerisinde mutlu olma gayesiyle hayatımızı geçiriyoruz.

Yeni medya teknolojileri hepimizi üretici konuma getirmişken, büyük veri teknolojisinin güdümünde gelişen yapay zekâ teknolojisi ile artık tekinsiz bir tedirginliğin gölgesinde hayatlarımızı geçiriyoruz. İnsansız teknolojilerin her geçen gün gelişmesine ve artık evlerimizden caddelerimize, yollarımızdan kalplerimize kadar her yeri istila etmesine şahitlik ederken, gerçeği bozan sanal teknolojilerin bizi heyecanlandırdığı yerde makinelerin insanlığın sonunu getireceği hikâyeleri karşısında dehşete düşüyoruz.

Bugün gördüğümüz rüyalar, atalarımızın kâbuslarında bile göremeyeceği, birisi tarafından anlatılsa meczup olarak adlandırılmasına sebep olacak gariplikte. Bu gariplik eşyanın tabiatına uygun şekilde yavaş yavaş gelişse ve hayatımıza girse de karşımızda duran birçok yenilik bize dair hasletleri bozuma uğratmakta, meyveye durmasını beklediğimiz emeklerimizin hazan rüzgârlarıyla kurumasını izleyişimizle sona ermektedir. Adına dijital dönüşüm zamanları dediğimiz bugünleri daha sağlıklı anlamak, yaşananları aklıselimle değerlendirmek ve attığımız adımlarda altımızdaki zemini kaybetmeden yürümenin yolunu bulmak için dijital dönüşümün değiştiremeyeceği şeyleri anlamaya çalışmak elzemdir.

İnsan, dünyaya hep aynı şeyleri heybesine doldurarak gelir. Yürüdüğünü sandığı düz yollar aslında hep sarp yokuş doludur ve onu aşmanın yolunu arayarak, bulduğuyla ilerleyip arayışını sürdürerek yürüyüşünü tamamlar her insan. Dünyaya geldiğinde ya yıkık bir duvarı vardır ya da yıkık duvarları onaracak bilgiyle gelmiştir. Yıkık duvarını onaracak mimarlar arar ya da zaten görevi yıkık duvarları onarmaktır. İnsan, sesine ses olacak birilerini arar. Çünkü zaten yabancı olanla tanışmak, kaynaşmak için buradadır. Hikâyesini yazarken, başka hikâyelere ses olmak, ruh vermek için de dolanır durur dünyada.

İnsan dünyaya geldikten sonra yitirdiği şeyi aramaya başlar. Aradığı yitiği ilimdir, hikmettir, ameldir. Kurtuluşun yolu bazen geceler boyu çalışmak, çabalamakken çoğu zaman bir yetimin başını okşamak, düşkün olanın elini tutmak, elinde avucunda olandan karşılık beklemeden vermektir. İnsanı insan yapan, hangi çağda olursa olsun inşa ettiği büyük yapılar, sayfalarca yazılar ya da kurduğu veri mimarisinden çok, inşa ettiği gönüller, uğrunda çabaladığı insanlar, hikâyesine anlam kattığı dostlarıdır.

İnsan, hangi teknik ilerlemenin gölgesinde serinliyorsa, elinde tuttuğu araç nasıl bir gelişmenin ürünüyse ve onu güvende hissettiriyorsa aslında bilmesi gereken sadece, ileriye, hedefe doğru attığı şey her ne ise onu hedefe vardıranın kendisinin olmadığıdır. İnsan ilmi öğrenirken, ilmini tatbik ederken, aslında her yerde kendinden üst bir bilen olduğunu bilmeli ve günü geldiğinde ilmiyle karşısındaki kitleyi susturduğunda aslında susturanın kendisinin olmadığının, sadece kendisine verilen hakikat kırıntısının karşısındakileri suskunluğa sürüklediğinin farkında olmalıdır.

Günümüzde özellikle dijital yeni medya sayesinde her sözümüzün, ilmî birikimimizin, farklılığımızın muhatabına hızlıca ulaşmasının kolaylaştığına inanıyor, bunu yaşayarak gerçek olduğunu düşünüyoruz. Ancak, varlığımızı meşru kılacak ve bizi görünürleştirecek olan aracılar bazen kitli kaldığımız zindanda bekleme süresini uzatabilmekte, layık olduğumuzu düşündüğümüz konumdan bizi bir süre daha uzaklaştırabilmektedir. İnsan, zamanın çok yavaş aktığı kadim zamanlarda da zaman mefhumunun bulanıklaştığı dijital zamanlarda da hep acelecidir ve bu acelesi onu beklemediği, ummadığı tuzaklara düşürebilir.