Afganistan Çağıltısı

Kabil’e inerken Zarifoğlu’nun Afganistan Çağıltısı adlı şiirini okuyorum. Daha önceki gelişimde Kabil’i görememenin burukluğunu yaşamıştım. Güvenlik gerekçesiyle neredeyse başımızı sokağa uzatamamıştık. Kabil’e dokunamamış, uğultudan sesini dinleyememiştik. “Afganistan sadece acının anlatıldığı yer olmamalı.” uyarısı kulağımda. Bu kez bir şiirin içinden bakarak yaklaşıyoruz Kabil’e:

Kalem yazsın yazsın

Küheylan bir âşık ol

Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın

Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan

Başlasın vuslat gününü toprağa

Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını

Denize kumsalını hatırlatacak duyguları düşünerek havaalanından şehre doğru ilerlerken şehrin kaderinin dışında kalamıyoruz elbette. Türk elçiliğinin yakınlarında, bir çocuğun bomba yüklü el arabasını sokağa sürerek gerçekleştirdiği patlamanın konuşulduğu bir günde giriyoruz Kabil’e. Zihnimizdeki Kabil görüntüsünün üzerine karabasan gibi çöken bu haber akşama varmadan tazeliğini yitiriyor. Yeni haberler geliyor. Her şey kendine alıştırarak ve hızla yuvarlanıp geçiyor. “Takılıp kalırsan göremezsin.” diye fısıldıyor biri. Şehrin sesini günlük dilin uzağından dinlemek gerekiyor. “Kimi dinleyelim?” diyorum Fatih’e. “Sokağa çıkalım.” diyor. “Yoksa duvarların ardından bakanlara benzeriz. Duymadan, görmeden döneriz yine.” Sonra, “Bir şehre nereden bakmalıyız?” diye soruyoruz birbirimize. “Neresinden başlayabiliriz bu şehri sevmeye?” “Hadi.” diyor Fatih, “Çıkıp arayalım.”

Kabil Müzesi, Dalaman Kasrı, Sultan Müzesi ve Nadir Şah’ın kabrinin mutlaka ziyaret edilmesi gerektiğini söylüyor, bizi gezgin olarak gören biri. Nasip. Kabil’de seyyahlar plan yapmamalı sanki. Olduğu kadarına razı olmalı. Sokaktaki seyyar satıcıdan yeşil erik alıyoruz. Kütür kütür. Karpuz kesiyor kaldırımdaki satıcı. Israrla bizi de çağırıyor. Toplanıyoruz.

Üzerinde yürüdüğümüz bu şehir için diyor Fatih, her gün yeni bir zar atılıyor. Her gün yeni bir denklemin, dengenin gölgesinde yaşıyor buradaki insanlar. Burası bizim dışardan görebileceğimiz bir yer değil sanki. Kabil’in caddelerinde yürürken çevredeki sarp yamaçlara kurulmuş evlerin, gözleri gece ışıklar yanınca açılacakmış gibi baktıklarını hissediyoruz. Aşırı renkli tabelaların şehrin karmaşasına yaptığı katkıyı gözlerimiz yorulunca fark ediyoruz. Ekserisi mavi burkalı kadınların bastıkça toprağa yapışan ve bastıkça toprağı yurt edinen adımları, sokakları boydan boya dolduran seyyar satıcıların hareketliliği, kaldırıma dizilmiş kitapçıların rahat hareketleri, üzerine toprak atılmış şehrin ahengini göstermeye çabalıyor.

Mevlana Hazretleri, Molla Cami, Fahrettin Razi, Abdullah Ensari, Hüseyin Baykara, Ali Şir Nevai gibi birçok ismi sıralıyor Fatih. O anlatmaya devam ederken üniversiteye yaklaşıyoruz. Kabil Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü ziyaret ediyoruz. Bölüm hocaları Türkçenin Afganistan genelinde önemli dillerden biri olduğunu, Türkmenlerin ve Özbeklerin yoğun olduğu bölgelerde konuşulmaya devam ettiğini, diğer toplulukların da Türkçeye yakınlığını anlatıyorlar. Şehri halıcılarla yaptığımız çetin pazarlıklar sonucu el işi dokuma halıları alabilmenin sevinciyle dolaşmaya devam ediyoruz. Kabil’de konu reel politik meselelere gelince her şey tatsızlaşıyor. Bir şehirde ıskalamaman gereken yerlerden biri de mezarlıklardır, demişti yaşlı bir bilge. Reel politik teranesi seni sıkıştırmaya başlarsa şehrin mezarlıklarına bak. Kimler gelmiş kimler geçmiş buralardan. Her çağda ayrı planlar. Her nesilde ayrı hınç ve intikamlar. Kabil’de yürürken geleceğinin daha sakin ve refah içinde geçmesini dilemekten başka elinizden bir şey gelmiyor. Başka devletlerin kollarının arasında nefes darlığı çeken bu şehrin güzelliklerini görebilmek için oldukça yoğun bir çaba gerekiyor.

bu kahveniz

yıldızlarınız şapkanız

buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz

buyrun cep feneriniz

Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun

Ve semirin

Kabil Havaalanı’nda Mezar-ı Şerif’e uçmak için beklerken büyük bir gürültü kopuyor. Bizimle Mezar-ı Şerif’e yolculuk yapacak olan bir haber ajansının muhabiri oldukça soğukkanlı bir şekilde etraftan bilgi toplayarak sakin sakin biraz önce gerçekleşen patlamayla ilgili “sıcak haber” yapıyor. Yüzlerdeki tedirginlik kısa süre sonra normale dönüyor. Uçağın merdivenlerini tırmanmaya başlıyoruz.